Yaşar Üniversitesi bu yıl da öğrenci ve akademisyenlerden oluşan bir grupla hem Altın Portakal Film Festivali’ni izledi hem de özel gösterime seçilen bir kısa film ile festival seyircisiyle buluştu.

Burçin BAŞ

Türkiye’nin en prestijli sinema festivali Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin bu yıl 48.si düzenlendi. Bu organizasyona, Yaşar Üniversitesi’nden benim de içinde bulunduğum 12 kişilik bir öğrenci grubu ve üç akademisyen de katıldı. Kötü hava şartları ve organizasyondaki bazı eksikliklere rağmen festival deneyimini yaşamak ve o sinema yoğun havayı koklamak gerçekten çok hoştu.

Festivalin ilk gecesinde cam piramitte açılış töreni yapıldı ve Yaşam Boyu Onur Ödülleri sahiplerini buldu. Kırmızı halıda boy gösteren sinemanın ünlü simaları, Antalyalılardan oldukça yoğun bir ilgi gördü.  Yaşam Boyu Onur Ödülleri’nin sahipleri; Engin Çağlar, Rüstem İbrahim Eyov, Mehmet Dinler, Tuncel Kurtiz, Perran Kutman ve Halit Akçatepe oldu.

Rutkay Aziz’in konuşması geceye damga vurdu

Sanatta Sosyal Sorumluluk Ödülü’nü alan usta sanatçı Rutkay Aziz sansürü hedef alarak yaptığı konuşmasında, “Bu festivalin asıl önemli olan olayı; 79 ve 80 yıllarında yaşanılan sansür ve darbe döneminde ödüllerine ulaşamamış arkadaşlarımızın otuz yıl sonra bu ödülleri ile buluşmalarıdır. Bu çok ciddi, tarihi ve örnek alınacak bir adımdır” diyerek faşizm ve darbe döneminden geçmiş ülkelerin sinemacıları da bu tarihi adımdan örnek almaları gerektiğinin altını çizdi. Sanatçıların ülkelerinin ve dünyanın gerçeklerine tanık olmakla yükümlü olduğunu belirten Aziz şöyle dedi;

“Benim Türkiye’min gerçeklerinde tanık olduğum olay; hukukun üstünlüğünün gittiği, adaletsiz kalkınmanın yol aldığı, parasız eğitim diye pankart açan genç arkadaşımın on altı ay tutuklu kalması ama Şili’de o çocukların devrim yapması. Goethe’nin dediği gibi; dünyanın en tehlikeli hali, cehaletin örgütlü eyleme geçtiği halidir. Bu da benim ülkemin bir gerçeğidir” dedi.  Dünyanın gerçeğine dönüyorsunuz; savaş çığlıkları, açlık, işgal, sömürü. İşte gerçek sanatçılar bunlara tanık olmakla yükümlüdürler. Ve şuna inanıyorum ki; sinema Charlie Chaplin’in dediği gibi tam anlamıyla bir barış sanatıdır ve sinema, kendi içindeki o barış içeriğini koruyarak, hem ülkeme hem de dünyaya demokrasi, özgürlük, barış getirecek ve insanlığa katkı sağlayacaktır.”

Aziz’in bu konuşması sanatçılar ve izleyiciler tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı.

Festivale katılım yoğundu

Bir hafta süren festivalde, film gösterimleri 8 farklı festival noktasında birçok salonda yapıldı.  Sağanak yağmur filmden filme koşan sinemaseverlerin yakasını bir türlü bırakmadı.  Fakat izleyicileri yağmur durduramadı. Filmlerin birçoğunda salonlar tıklım tıklım doluydu. Tabi salonların dolmasının diğer bir nedeni de biletlerin fiyatlarının gayet makul olmasıydı.

Kadına şiddete karşı mesajlar

Festivalin bu yılki teması “Ve kadınlar dünyaya dokundu” idi.  Bu nedenle tüm jüri üyeleri kadınlardan oluşuyordu ve festival boyunca da kadın filmleri dikkat çekti.  Benim fikrime göre ise,  bir Lübnan-Fransız ortak yapımı olan “Peki Şimdi Nereye?” filmi festivale imzasını atan film oldu. Yönetmenliğini Nadine Labaki’nin yaptığı film, Ortadoğu da Hristiyan ve Müslümanların bir arada yaşadığı küçük bir köyde geçiyor.  Köyün kadınları daha önceden din savaşlarından dolayı evlatlarını, kardeşlerini kaybetmişler ve yine havada bir din savaşı kokusu var. Fakat köyün kadınları bu savaşa hiç de izin vermek niyetinde değiller.  Kadınların din, ırk ayrımı gözetmeksizin savaşa karşı verdikleri mücadele filmde harika işlenmiş. Gülmek ve ağlamak bir arada.  Açıkçası bu filmi izlerken,  kadın olmaktan gerçekten büyük onur duydum.

En iyi film ödülü ‘Güzel Günler Göreceğiz’in

Festivalde bu yıl yarışan 13 film şu şekildeydi:  Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm, Can, Canavarlar Sofrası, Fedakar, Geriye Kalan, Güzel Günler Göreceğiz, Hangi Film, Hicaz, Lüks Otel, Nar, Öngörüye Ağıt, Yürüyüş, Zenne. En iyi film ödülü için daha çok “Nar”ın adı kulaklara çalınırken “Güzel Günler Göreceğiz” ipi göğüsleyen film oldu. Ayrıca en iyi senaryo, en iyi kurgu, en iyi yardımcı kadın oyuncu dallarında da ödül aldı. En iyi kadın oyuncu ödülü “Geriye Kalan” filmindeki performansıyla Devin Özgür Çınar’a,  en iyi erkek oyuncu ödülü ise asabi polis Behzat Ç. rolü ile Erdal Beşikçioğlu’na gitti. Erdal Beşikçioğlu’ndan bahsetmişken, “Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm” dizinin tutkunları için gerçekten olay yaratacak bir yapım olmuş. Sevdikleri diziyi sansürsüz bir şekilde sinemada izlemek,  izleyicisine gerçekten büyük keyif verecektir. Festivalde büyük bir başarı sağlayamamasına rağmen gişede iyi bir başarı yakalayacağını düşünüyorum. Bunun dışında diğer bir Türk yapımı olan Ramin Matin’in yönetmenliğini üstlendiği “Canavarlar Sofrası”  birçok çevre tarafından beğenilmemesine ve tartışma yaratmasına rağmen, bence fantastik filmlerden hoşlananlar için bir iyi seçenek olabilir.  Toplumun haz ve tüketim çılgınlığı oldukça farklı bir bakış açısı ile irdelenmiş. İzleyici, filmi izlerken ütopik olmasına rağmen,  “acaba ileride gerçekten böyle mi olacağız?” sorusunu kendisine sormadan edemiyor. Bilinenden farklı bir çekim tekniği kullanan “Öngörüye Ağıt” ise deneysel bir çalışma olmuş. Ama bu festivalin en kötü filmi hangisiydi derseniz, açık ara “Fedakar” diyebilirim. SSPE hastalığı ve kadınların susturulmasına vurgu yapmaya çalıştığını söyleyen film ekibinin, amacına ulaştığını pek de söyleyemeyiz. Gerek anlatımı, gerek konuyu ele alış tarzı, gerekse çekimi ile festivale yakışan bir film olduğunu söylemek oldukça zor.

 Sansür ve darbeye takılan ödüller verildi

Tabii ki bu yıl ki festivalin atlanmaması gereken bir diğer etkinliği ise Geç Gelen Altın Portakal Ödülleri idi. 1979 yılında Altın Portakal filmlerine gelen sansürü protesto etmek amacıyla, 1980 yılında ise darbe nedeniyle verilemeyen Altın Portakallar bu yıl sahiplerini buldu. Kuşkusuz, bu ödül töreninde ki en dikkat çekici olay; Cem Davran’ın En İyi Çocuk Oyuncu Ödülü’nü 30 yıl gecikmeyle 45 yaşında alması oldu.  Gece boyunca tüm sanatçı ve konuşmacılar o yıllarda yaşadıkları zorlukları, uğradıkları haksızlıkları kısa anekdotlarla izleyicilerle paylaşıp, sansürü lanetlediler.

 Yaşar Üniversitesi’nden bir kısa film festival özel gösteriminde

Bu festivalin bizim için ayrıca bir özelliği daha vardı. Yetenekli arkadaşımız, dördüncü sınıf Radyo Sinema televizyon öğrencilerinden olan Zeynep Oral’ın “Teker” adlı kısa filmi Ulusal Kısa Özel Gösterimler bölümünde gösterime hak kazandı.  Bu gerçekten hepimiz için heyecan vericiydi. Zeynep, bizlere film ekibi koltuklarında oturmanın hayal olmadığını kanıtladı. Umarım, bir sonraki festivallerde Zeynep’in ve daha birçok arkadaşımızın filmlerini Altın Portakal için yarışırken izleriz.

48. Antalya Altın Portakal Film Festivali ardında birçok tartışmayı da bırakarak sona erdi. İlk kez bu festival havasını soluyan biri olarak, paylaşabileceğim en net görüş ise sinemanın gerçekten çok büyülü bir dünya olduğu ve izleyicisini kendisine hayran bıraktığı. Festival boyunca olabildiğince çok filmi görebilmek için sinemaseverlerin o salondan o salona koşuşturmalarını izlemek,  gerçekten keyif verici. Daha keyifli olan şey ise farkına varmadan, kısa bir süre sonra sizin de kendinizi bu koşuşturma içinde buluyor olmanız. Bir sonraki Altın Portakal Festivali’nde tüm okuyucuları Antalya’da görmek dileğiyle.