İletişim teknolojilerinin hayatımızın her alanına girdiği günümüzde, televizyon yayınlarının çocukların gelişim ve sosyalleşme sürecini nasıl etkilediği hala tartışılan bir konu olma özelliğini koruyor.

İrem Tüz
Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü
Kış aylarının gelmesiyle birlikte, ev dışındaki oyun alanları azalan çocuklar evde daha çok vakit geçirmeye başladı. Ev işlerinden ve günün yorgunluğundan çocuklarını oyalayacak enerjisi kalmayan ebeveynlerin en büyük kurtarıcısı ise televizyon. Peki, çocuklar uslu uslu (!) televizyon seyrederken, ruh dünyaları ve bilinçaltları bundan nasıl etkileniyor?
Günümüz post-modern dünyasında çocukların birçoğunun elektronik iletişim teknolojileri tarafından kuşatıldığını görmek mümkün. Bu nedenle çocuklar doğdukları andan itibaren bir iletişim ağının içine dolaylı yoldan dâhil ediliyorlar. Kendisinin ve çevresinin farkına varan çocuklar genel olarak 2 yaşında çizgi film seyretmeye başlarken, 6 yaşına geldiklerinde ise artık televizyon izleme alışkanlıkları gelişmiş oluyor. Çocukların büyük bir çoğunluğunun, günün 24 saatinin 16 saatini uyanık geçirdikleri düşünüldüğünde, bir hafta içerisinde uyku dışında geçen sürenin toplam 112 saat olduğu görülüyor. Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından 1999 yılında gerçekleştirilen Türkiye Televizyon Yayınları Kamuoyu Araştırması’nın sonuçlarına göre; göre çocuklar günde ortalama 3.42 saat televizyon izliyor.
Yetişkinler eğlenirken çocuklar etkileniyor
İletişim teknolojilerinin gelişmiş olduğu günümüzde bu veriler göz önüne alındığında çocuğun gelişmesinde ve sosyalleşmesinde televizyonun yadsınamayacak bir etkisinin olduğu görülüyor. Birçok televizyon kanalı yurt dışından satın alınan programları içeriklerini değiştirmeden prime time kuşağında yayınlarken, bu programların çocukların zihinlerinde farklı algılara yol açıp açmadığı konusu ise üzerinde durulması gereken bir tartışma. Özellikle ergenlik çağındaki çocuklar bu programlar yüzünden bir takım kötü davranışlar sergileme eğilimi içine girebiliyor. Aileler ile çocuklar arasında sorunlara da yol açabilen bu eğilimlerin temel nedenlerinden biri çocuklar ile yetişkinlerin televizyon izleme nedenlerinin farklı olması olarak gösteriliyor. Yetişkinler televizyonu eğlenme amacıyla izlerken, çocuklar eğlenceli buldukları televizyon sayesinde dünyayı tanımak ve anlamak için izliyor. Bu yüzden, çocuklar izledikleri programdaki karakterler ile kendi kişilikleri arasında bir bağ oluşturarak yeni bir kişilik yaratıyor ve bazen de o programdaki karakterleri rol model olarak kabul ederek olumlu ve olumsuz anlamda etkileniyor.

Hiper gerçekçilikte yitirilen çocukluk
Neil Postman, bu durumu gelişmiş toplumlarda çocukların iletişim araçlarına yetişkinler kadar hızlı ve doğrudan erişim olanaklarına sahip olmamasıyla ilişkilendirerek, ‘çocukluğun yok oluşu’ kavramını ortaya attı. Postman’a göre çocuklar, elektronik iletişim araçları aracılığıyla sunulan ‘hiper gerçekçi’ dünya ile ilişki kurmada güçlük çekiyor. Bu nedenle de çocuklar, bir yandan elektronik dünya ile ilişki kurma becerisini kazanırken, diğer yandan çok daha hızlı bir şekilde çocukluklarını kaybediyor. Konuyla ilgili olarak, televizyonun şiddet ve pornografi gibi olumsuz davranışlara karşı izleyiciler üzerinde duyarsızlık meydana getirdiğini belirten Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Prof. Dr. Davut Dursun da çocukların fiziki, sosyal ve ahlaki gelişiminin bu durumdan olumsuz yönde etkilediğinin altını çiziyor.
En büyük görev ailelere düşüyor
Sonuç olarak; çocukların gelişmesinde ve sosyalleşmesinde televizyonun ve diğer iletişim araçlarının önemli katkıları olduğu kabul ediliyor. Ancak, çocukların gerçek ile kurmaca arasındaki farkı kolay bir biçimde algılayamadıkları için televizyondan ve onun yansıttığı kurmaca dünyadan yetişkinlere göre daha fazla etkilendikleri ve çok fazla televizyon izleyen çocukların hayal dünyaları ve yaratıcılıklarının zarar gördüğü de diğer bir gerçek olarak ortaya çıkıyor. Televizyon ve bilgisayar karşısında çok fazla zaman harcayan çocukların kitap ve eğitici yayınları daha az okumaları sonucu gelişimleri olumsuz yönde etkilenirken, olası zararların en aza indirilmesi konusunda aileye ve eğitmenlere de büyük görev düşüyor. Uzmanlar ailelere çocukların televizyon izleme sürelerini kısıtlamaları ve televizyon programlarını beraber izleyerek çocukları yönlendirmelerini tavsiye ediyor. Bunun yanında eğitmenlere de okul derslerinde çocukların izledikleri programlar hakkında tartışma ortamları yaratmak ve çocukların televizyonda izlediklerine karşı daha eleştirel ve gerçekçi birer izleyici olmalarını sağlamak gibi görevler düşüyor.
