Türkiye’de terk edilen evcil hayvan nüfusu giderek artarken, kamuoyunun ve yerel yönetimlerin bilinçsizliği sokak hayvanları sorununu daha da derinleştiriyor.

 

Volkan Genç
Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü

 

2000’li yıllar Türkiye’de yerel yönetimlerin hayvan haklarına karşı duyarlılığının arttığı bir dönem olurken, kamuoyunda da sokak hayvanlarını koruma altına almak ve onlara karşı olan sorumlulukların yerine getirilmesi bilinci gelişmeye başladı.  Hayvanseverlere göre ise hem kamuoyu hem de yerel yönetimler hala bu konuda istenilen düzeye ulaşabilmiş değil. Türkiye’de sahipsiz hayvanlar zehirlenerek, ateşli silahlar ile vurularak hunharca öldürülüyor ya da barınaklarda dayanılmayacak kadar kötü  koşullarda yaşamaya  mahkum ediliyor. Temel sebepler olarak Türkiye’de 2004 yılında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Yasası’nın olması gerektiği gibi uygulanamaması ve eğitim eksikliği sıralanıyor. AB ülkelerinde ise hayvan hakları konusu, “hayvanlarda kişilik” kavramını tartışabilecek boyutlara ulaşırken, AB çerçeve sözleşmelerinde hayvanlar artık mal değil, hissetme yeteneğine sahip varlıklar olarak kabul ediliyor.

Barınaklar tek başına çözüm üretemiyor
Sokak hayvanları sorunun çözümünde ilk akla gelen seçenek ‘barınaklar’. Sokak hayvanlarının barınaklara alınması, hayvanlar sokaklarda dolaşmayacağı için başta iyi bir fikir gibi algılanıyor. Ancak uzun vadeli düşünüldüğünde bunun da tam anlamıyla bir çözüm olmadığı  görülüyor. Barınak  işletmek  sorumluluk isteyen ve  yüksek maliyetli bir iş olduğu için burada barındırılan  hayvanların  365  gün  hiç  aksatılmadan  beslenmeleri,  hastalıklara  karşı  tedavi  edilmeleri, oynayabilecekleri ve  dolaşabilecekleri geniş alanlara sahip olmaları  gerekiyor.  Bunun yanında barınaklar; sahiplerinin bakmaktan  sıkıldıkları,  yavrusunu  aldıktan  sonra annelerini sokağa bıraktıkları veya  yaşlanan köpeklerin terkedildiği durumlarda mağdur hayvanlara ev sahipliği yapmak zorunda kalıyor. Barınakta artan hayvan nüfusu ise bir süre sonra yeterli yemek,  ilaç ve bakıcı  bulmayı zorlaştırıyor.

Belediyelerin imkanları kısıtlı
Yerel yönetimlerin çoğunluğu barınak masraflarını karşılamakta zorlanırken,  zamanla barınaklar birçok  canlının  işkence  çektiği,  kötü  koşullu  hayvan  hapishanelerine dönüşüyor.  Bu esnada köpek  ve  kedi  nüfusu  aynı  kontrolsüzce artmaya devam ediyor.

Petshop’lar da masum değil
Hayvan hakları açısından ele alındığında evcil hayvanların satıldığı pet shoplar’daki durum da iç açıcı değil. Petshop’larda kaçakçılık çok yaygın durumda. Bavul ticareti ile yurda kaçak yollardan sokulan hayvanlar, kötü şartlarda taşınıyor hatta gümrükten geçerken seslerinin çıkmaması için özel ilaçlarla bayıltılıyor. Olayın bir başka boyutu ise pet shop’lardaki yaşam koşullarında ortaya çıkıyor. Pet shop’lardan alınan hayvanlar daha 2 ay bile geçmeden annelerinden ayrıldığından, yeterli besini alamadıklarından ve hatta aşıları bile yapılmadığı için satıldıktan kısa bir süre sonra ya ölüyor ya da ağır hastalıklar geçiriyor.

Hayvan hakları kanun teklifi yolda
Hayvan hakları savunucuları tarafından hazırlanan ve CHP aracılığı ile meclise sunulan yeni kanun teklifi, hâlihazırda var olan resmi ve tüzel barınakların işletme koşulları ile ilgili sıkı kurallar ve denetimler getirirken, bu yerlerin resmi merciler tarafından her ay kontrol edilip rapor tutulmasını da şart koşuyor.  Kanun teklifinde, yerel yönetimlerin sokak hayvanlarının kısırlaştırılması ve rehabilite edilmesi için bakımevlerin açılması ve buralarda sadece güçten düşmüş ve insanlara karşı kısırlaştırılmaya rağmen agresif davranışı değişmeyen köpeklerin barındırılması talebine yer veriyor. Bu olanakların olmadığı yerlere de bu hizmetin mobil klinikler ile götürülmesini öngörüyor.

Gidenler sadece gelenlere yer açıyor
Dünya Sağlık Örgütünün yaptığı araştırmaya göre de sokak hayvanlarının itlafı bir çözüm değil. Araştırmada öldürülen veya barınağa alınan hayvanların yerine kısa sürede yenisinin geldiğinin altı çizilerek şöyle deniyor; “her yerleşim bölgesinin her canlı türü için belirli bir taşıma kapasitesi vardır.  Bu belirli taşıma kapasitesi, kaynakların  (barınak, gıda, su) ne kadar müsait olduğuna bağlıdır.  Gelişmiş omurgalıların  (köpekler dahil) nüfus yoğunluğu, çevrenin taşıma  kapasitesini doldurmaya eğilimlidir. Nüfus yoğunluğunda ölüme veya  toplanılarak  başka bir yere aktarılmaya bağlı herhangi bir azalmada,  hayatta kalanlar daha iyi besleneceğinden daha hızlı  üreyebilecekler  ve  azalan nüfusu hemen telafi edeceklerdir”

Çözüm, denetim ve kısırlaştırmada
Sokak hayvanları sokaklardan ne kadar çekilmeye çalışılsa da sadece yeni gelecek olan hayvanlara yer açılıyor.  Bu nedenle doğanın dengesini bozmadan tüm çabaların sokaklarda aşılı, kısırlaştırılmış, sağlıklı bir hayvan popülasyonu oluşturmaya yönelik kullanılması gerekiyor. Eğer köpekler kısırlaştırma,  aşılama  ve  kulaklarına  numaralı küpe takma işleminden sonra geldiği sokağa geri bırakıldığında o çevreye yeni köpekler de yerleşemiyor. Kısırlaştırma  ve sokağa geri bırakma  yeterli bir sıklıkla yapıldığında, uzmanlar uzun dönemde güvenli ve sakin bir nüfus oluşturulabileceği konusunda hemfikir emin.

Vatandaşa da iş düşüyor
Sokaklardaki sahipsiz hayvan popülasyonun kontrol altına alınmasında aynı çevrede yaşayan insanlara da büyük görev düşüyor. Henüz  kısırlaştırılmamış ve kulak küpesi olmayan sahipsiz  hayvanların  yetkililere  haber  verilerek  veya  hayvan  sahiplerini  ikaz  ederek kontrolsüz  üremelerini   önlenebilir. Bu noktada, yerel yönetimlerin hem vatandaşlar hem de sivil toplum örgütleri tarafından takip edilmesi önemli bir unsur. Zira toplanan hayvanların akıbetinin ne olduğu çoğunlukla sorulan bir soru değil. Ayrıca petshoplardan satın almak yerine hayvan barınaklarındaki hayvanları sahiplenerek çözümün bir parçası olmak da mümkün. Barınaklardaki bu hayvanları sahiplenmek isteyenlerin T.C. kimlik numarası ile nüfus cüzdanı fotokopisi veya ikametgah belgesinden biriyle birlikte barınaklara şahsen başvurmaları ve barınaklardan hayvan sahiplenen vatandaşların da il ya da ilçe belediyelerine kayıt yaptırmaları yeterli oluyor.

İzmirlilerden duyarlılık örneği
İzmirli duyarlı vatandaşlar, geçtiğimiz yıl İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Işıkkent Hayvan Barınağı’ndan 388 tane yetişmiş veya yavru köpeğe evinin kapılarını açtı. İzmirliler, belediyenin www.izmir.bel.tr adresindeki internet sitesinde yayınlanan hayvanların fotoğraflarından da yararlanarak çok sayıda hayvanı sahiplendi. İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, amaçlarının sokaktaki hayvan sayısını azaltarak, hayvanların kayıt altına alınmasını sağlamak olduğunu belirterek şunları hatırlattı: “Sıcak bir yuva verdiğiniz köpeğiniz, sizin sadık bir dostunuz olacaktır. Yaşadığınız evin koşullarına göre hayvan seçimi yapın. Sahiplendiğiniz hayvanın aşılarını düzenli olarak yaptırarak, karne alın ve tüm bakım ve tedavileri için mutlaka veteriner hekime danışın.”